402 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi bütün sünen sahipleri
muhtelif lâfızlarla muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Hadîsin muhtelif
rivayetlerinden anlaşıldığına göre: Ashab-ı kiram namazda oturdukları vakit
«Esselâmu Alâllah» yani selâm Allah'a «Esselâmu ala Fulân» yani filâna selâm
derlermiş. Bununla melâikeyi kasdettikleri îbni Mâce'nin bir rivayetinde tasrîh
edildiği gibi, İsmailî tarikiyle Ali b. Müshir 'den rivayet edilen diğer bir
hadîsde de «Melekleri sayardık», başka bir rivayette «Meleklerden Allah'ın
dilediği kadarını sayardık» denilmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bu hale muttali olunca; ashabın bu yanlış hareketlerini tashih ederek
namaz oturuşlarında «ettehiyât» okumalarını kendilerine öğretmiştir. Çünkü
selâm her nevi âfet, kusur ve ayıptan beri olmak manasınadır. Bunların maliki
Allah-ı Zülcelâldir. Şu halde Ashab-ı Kiram «Selâm Allah'a» demekle Allah'ın
verdiği bu ihsanı ona iade etmiş sayılmışlardır. Bu cümleyi Hattâbî şöyle
tefsir ediyor: «Selâmdan murad, selâmın sahibi olan Allah'tır, binâenaleyh
«Esselâmu Alâllah» demeyin, zîra selâm Allah'tan başlar ve yine Allah'a döner».
Nevevi: Bunun manası
şudur, selâm Allah Teâla'nın isimlerinden bir isimdir. Yani her türlü
noksanlıklardan salim olan mânâsına gelir. Bazıları «velî kullarına selâmet
bahşeder, bir takımları da onlara selâm veren mânâsına geldiğini
söylemişlerdir. Daha başka türlü tefsir edenler de vardır» demiştir.
İbnü'l Enbârî:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu kelimeyi kulları hakkında
kullanmalarını ashabına emretmiştir. Çünkü selâmete muhtaç olan ancak
kullardır. Allah Teâlâ'nın böyle bir şeye ihtiyacı yoktur, demektedir. Hadîsin
muhtelif rivayetlerinden tehiyyatın her oturuşta okunacağı anlaşılmıştır.
Tahiyyât: Tahiyyenin
cem'idir. Tahiyye; selâm demektir. Beka azamet, mülk ve her türlü âfet ve noksanlıklardan
selâmet mânâlarına geldiğini söyleyenler de vardır. Hattâbî'nin beyanına göre;
«et-Tahiyyât» hususî bir takım kelimeler olup bunlarla Araplar hükümdarlarını
selâmlarlardı. Fakat onlar Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in talim
buyurduğu elfaz olmayıp, «Sabah şerifler hayır olsun» «Lanet görmiyesin» gibi
sözlerdi. Bu gibi sözlerle Allah Teâlâ'ya senada bulunulmayacağı için onlar
terk edilmiş, yerlerine ta'zim ifade eden sözler konulmuştur. Enes (R.A.) 'dan
rivayet olunduğuna göre, Selâm, Mu'min, Müheymin, Aziz, Cebbar, Ehad ve Samed
gibi isimler Allah-u Teâlâ'nın Esma-i hüsnasındandır. İşte Allah'a tahiyyât bu
gibi isimlerle yapılacaktır. Tahiyyâttan murat da bunlardır.
Salâvat: Salâtın
cem'idir. Bundan murad namazlardır. Ezherî'ye göre; salâvât ibadetler demektir.
Şeyh Takİyüddin:
«İhtimal salavâttan
murad: ma'lum namazlardır. Ve cümle şöyle takdir edilir. Bu namazlar Allah için
vâcibtirler; onlarla Allah'tan başkası kastedilemez, yahut murad bizim
kıldığımız namazların ihlâsını, yani sırf Allah rızâsı için kılındığını haber
vermektir» diyor. Maamafih salavâttan rahmet de murad edilmiş olabilir. Bu
takdirde mânâ, rahmeti lütfü ihsan eyleyen ancak Allah'tır» demek olur.
Tayyibât kelimesi,
tayyibenin cem'idir. Tayyibe güzel, temiz ve helâl hoş mânâsına gelir. Burada
ondan güzel sözler Allah Teâlâ'yı sıfatlarına lâyık şekilde senaya elverişli
sözler kastedilmiştir. Yine Şeyh Takiyyüddin'e göre tayyibâtı güzel sözlerden
daha umumî bir mânâda kullanmak evlâ olur. Yani tayyibât, bilcümle güzel
sözler, güzel fiiller ve güzel sıfatlar mânâsına alınmalıdır. Hâfızüdditi
Nesefi (Rahimehullah); Tehiyyât sözle yapılan ibâdetler, salavât filî
ibadetler, tahiyyât da mâlî ibadetlerdir, demiştir.
Kaadi Beyzâvî salavât
ile tayyibât kelimelerinin tahiyyât üzerine matuf, yahut salavât kelimesinin
haberi mahzuf bir mübteda olabileceğini söylemiştir. Fakat Aynî salâvat ve
tayyibât kelimelerinin ayrı ayrı haberleri mahzuf birer müptedâ olduklarını
tercih eder. Bu takdirde mânâ:
«Salavat Allah'a
mahsustur; tehiyyât da Allah'a mahsustur»
demek olur; ve bu iki cümle üzerine atfedilir.
Nevevî:
es-Selâmu aleyke
eyyuhe'n-Nebiyyu --- cümlesindeki selâm lâfzının iki yerde de eliflâmlı ve
eliflâmsız okunabileceğini, ancak eliflâmla okunmasının efdal olacağını kaydetmiştir.
Bu lisan itibarı ile caiz olmakla beraber İbni Mes'ud hadîsinin hiç bir
tarîkinde mezkur kelime eliflâmsız rivayet edilmediği için, namazda caiz
değildir. Namazda bu kelime daima eliflâmlı okunur. Yalnız hadîsin İbni Abbâs
rivayetinde selâm kelimesi eliflâmsız zikredilmiştir.
Tahiyyât okurken:
«Bilcümle tahiyyeler salâvat ve tayyibât Allah'a mahsustur, dedikten sonra,
birdenbire hitap gaipten muhataba çevrilerek;
«Selâm sana ey Nebi» şeklinde
ifade edilmesi dikkate şayandır. Zira cümle gaibe hitapla başlamış ve Nebi'e de
selâm denilerek yine gaibe hitapla sona erebilirdi. Bu nükteye Tiybî şu cevabı
vermiştir:
«Biz Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in lâfzına aynen sahabeye öğrettiği şekilde tâbi oluruz.
Ehl-i irfanın tarikatı üzre şöyle de denilebilir; Namaz kılanlar tahiyyât ile
Melekut kapısının kendilerine açılmasını niyaz ettikleri vakit «Hayyi lâ yemut»
olan Allah-u Zülcelâl'in harîmine girmelerine izin verilir de, münâcaat sebebiyle
feraha kuvuşurlar. İşte bunun Nebiy-i rahmet olan Nebii Zîşan (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) ve ona tâbi olmak sayesinde meydana geldiği kendilerine
tenbih buyurulmuştur. O halet içersinde mü'minler baktıkları vakit habîbin
hareminde habîbi karşılarında görürler de; Selâm sana ey Nebi, Allah'ın
rahmetleri ile bereketleri de sana!... diyerek ona yönelirler.»
Yine Tıybî'nin beyânına
göre buradaki selâm kelimesinin eliflâmlı, yani nıa'rife olarak zikredilmesi
ya ahd-i zihnî, yahut ahd-i haricî içindir. Ahd-i zihnî takdirine göre mânâ
şudur: Geçen Nebilere tevcih buyurulan şu selâm sana da tevcih edilmiştir. Ey
Nebi-i Zîşan! Geçen ümmetlerin sülehâsına tevcih edilen bu selâm, bize ve bil
cümle din kardeşlerimize de teveccüh etmiştir.
Ahd-i haricî takdirine
göre buradaki selâm, Allah Teâlâ'nın
«Allah'ın seçtiği has
kullarına da selâm olsun» âyet-i kerîmesine işârettir. Elif lâmm cins için
olması da muhtemeldir. Bu takdirde mânâ hakikatim ve kimden sadır olup kime
gittiğini herkesin bildiği selâm hem sana, hem bize olsun demektir. Berekât,
bereketin cem'idir. Bereket her şeyin çok hayrı demektir. Tıybî'ye göre,
bereket ilâhî hayrın her şeyde sübut bulması demektir.
«Selâm bize ve Allah'ın
salih kullarına» cümlesinden murad namaz kılmakta olan imam, cemâat ve
meleklerdir.
Salih: Gerek Allah
Teâlâ'nın, gerekse kullarının haklarına riâyet eden kimsedir. Salâh bir şeyin
kemal-i hali üzere istikâmetidir. Zıddına fesâd derler. Hakikî salâh ancak
âhirette olacaktır. Bazan dünyevî hallerde salâh ile vasıflanırsa da; bunlar
hiçbir zaman fesad şaibesinden hâli kalamazlar. Hâlis salâh âhirete ve bu husus
Nebilere münhasırdır.